Açılış Sayfam Yap|Favorilerime Ekle
 

EyyupGUVEN.Com Hoşgeldiniz.

 

SİYASET NEDİR ? GÜNÜMÜZDE SİYASETÇİ

Ekleyen: eyyüp Tarih: 15-06-2015, 00:16
SİYASET NEDİR? GÜNÜMÜZDE SİYASETÇİ
Siyaset veya politika, devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayıştır. Siyaset kelimesi Arapça Seyis (At Bakıcısı) kelimesinden türemiştir.
Yunan siyasal yaşamında ise siyaset, "polis"e veya devlete ait etkinlikler biçiminde tanımlanmıştır. Politika bilimi (politoloji) politik hareketler ve güç edinilmesi ve kullanımı konusunu inceler.
Aristo bu konuda:Siyaset, toplumun halka dair yaptığı tüm etkinliklerdir diye tanımlamıştır.
Halk, bir milleti oluşturan çeşitli toplumsal kesimlerden veya meslek gruplarından oluşan insan topluluğuna denir.
GÜNÜMÜZDE SİYASETÇİ
Ben, 1989 yılında Kurulan Halkın Emek Partisi(HEP) içerisinde legal zemine ilk adımımı attım ve hemen hemen her kademesinde çalıştım. Memnunum şimdi ise yazıyorum.Bu süreler içerisinde Gördüğüm siyasetçi tiplemelerinin bir kaçını sizlerle paylaşmak istedim. Siyaset ve siyasetçiye kah mizahi, kah olması gereken bir penceremden bakmak istedim.Amacım özel bireyler ve kurumlar değildir.Önemli olan beynimin bir köşesinde saklı duran düşünceleri salıvermek ve legal siyaset zemini üzerindeki düşüncelerimi paylaşmaktır.
Siyaset bir elbisedir. Ölçüsü tam yerindedir. Bu elbiseyi giymek isteyen çok olur ancak, bu elbise çok az kişinin üzerine oturur ne bedeni bol ne kolu uzun gelir.
Bazılarına ise, elbisenin kolu uzun gelir, kollar görülmez.Bazılarına bedeni geniş gelir, elbise içinde kaybolur gider. Bazıları da elbiseyi zorla giymek ister.
Günümüzde üzerine elbise oturmayan siyasetçiler çoğunlukta. Bunlar Cahil, okumaktan nasibini almamış,kör,bilinçli olduğunu zanneden peltemsi kişiliklerdir.Bu kişileri sınıflandırmak için iki terim kullanılabilir. 1.Terliksi hayvan gibi bölünebilen.2. Amip gibi beyni uzuvları ve her şeyi ile tek hücreden ibaret olan parazitler.Bu kişiler süre boyunca hangi kurnazlıkla nasıl nemalanırım mantığı ile gece düşünür sabah muhteşem fikrini ortaya atar.Yöneticiler ve başkanların bu kadar bol olduğu bir zeminde sürüden bol ne var Herkes peşi sıra gitmeye başlar ne olduğunu bilmeden. Şinasi'nin "Şairin Evlenmesi" adlı eserinde bir bekçi gördüğü bir kalabalığı merak eder dalar kalabalığa herkes bir ağızdan "İstemiyoruz istemiyoruz" diye bağırırlar. Bekçi merak eder ve kalabalıktaki birisine sorar : Neyi istemiyorsunuz? Karşıdaki cevap verir: Vallahi bilmiyorum onlar istemiyoruz diye bağırıyorlar bende istemiyorum diyorum.Ama neyi,niçin istemediğimi bilmiyorum. Evet sorgulamasını bilmeden sadece sürü mantığı ile hareket etmek sürüyü fazlalaştırır ve sayısız etiket ve iktidar aşığı bireyi ortaya çıkartır.yani yüzlerce başkan etiketli. siyaset elbisesi dar gelen birey ortaya çıkar. Mesela, Orta cadde başkanı, Sol kaldırımda yürüyenleri hizaya getirmeye çalışan sol kaldırım başkanı. Sağ kaldırım başkanı. Parke taşı başkanı ve parke taşı arasına giren toz zerreciklerinin başkanları v.s, v.s, v.s liste uzayıp gider. Üzerine elbise uymayan çoğunlukta olan bu kişiler, akıla ve hayale gelmeyen iftiralar ve yalanlarla düzmece entrikalar, boş söylem ve ayak oyunları ile siyaset elbisesi üzerine uyan bireye saldırmaktadırlar. Bu yüzden üzerine elbise tam oturan kesimi bekleyen büyük tehlikeler vardır. Bu tehlikeli kişiliklerden bir kaçını şöyle sıraladım.
1.UŞAK RUHLU SİYASETÇİ: Bu kategoride olan siyasetçinin aklından geçen, varsa yoksa dünyadaki tek meta paradır.Para için ön safa geçmez uşak ruhunu devreye sokar. Hiçbir zaman toplum önünde konuşmaz , kuytularda gezer. Köpek balığı nasıl kilometrelerce uzaktan kan kokusunu duyup avına saldırmak için harekete geçiyorsa bunlar da menfaat kokusunu binlerce kilometreden his eder ve anında iktidar bireyin yanında bitiverir.
2.ÖĞÜT VEREN SİYASETÇİ:Okuma yazma bilmeden yada “Ali” okulunu bitirmiş ancak kendini dil bilimci ilan eder.Cami hocasından aldığı bir vaazı ters köşe yatırarak sanki çok şey biliyormuş gibi, böbürlene böbürlene fikir aşılamaya çalışır. Öğüt vermek bedava olduğundan , Halk için olması gereken projeler rüyasına bile girmediğinden dolayı sadece ve sadece kulaktan duyma bilgilerinin ne anlama geldiğini bilmeden kendi fikirleri gibi dizeler halinde sıralar.
3. ÇAKMA SİYASETÇİ –EMEKSİZ: Ömrü bir başkasının değeri üzerine nemalanma ile kurulmuş siyasetçi.(Teyzesinin,amcasının, halasının oğlunun torunu bedel ödemiş kendisi sahipler.) Güveni iki şeydir para ve feodal varlığı.
4. İKTİDAR AŞIĞI SİYASETÇİ: En tehlikeli siyasetçi tipidir. Ona bir koltuk ver canını al. Dün hain ilan ettiği bireyi bugün en yakın arkadaşı olarak görebilirsiniz.Bu kişilikler özellikle KAOS ortamlarında ve SEÇİM süreçlerinde belirirler.Bir bakmışsınız bir kurumun başına geçmek için birkaç günlüğüne ET TAVA dizer (Hestikojlar hazır) iktidar bireye olmadık yağ çeker ,arabasını seçim bürosunun önünden ayırmaz,(Birisi tuvalete mi gider- Hemen arabası hazır) İsimlerinin en önde görünmesi için utanmazsa eylemlerde boyunlarına tabela asar , özel kaşe bastırır.Kafasından büyük beyninde daha iyi çalışan AKILLI telefonu elinden düşmez.İktidarda iken onunla konuşmak için randevu bile alınmazken , toplumsal bir muhalefette (Güvenlik güçleri gözaltına almayacağını bilse ) en ön safhada yer alır , sanki bu halkı o alana kendisi yığmış gibi. Peşinde koştuğu koltuk eline geçmezse salyalarını akıtmaya başlar.
5.REFERANSLI SİYASETÇİ: Bir başkasının verdiği soluk olmazsa asla yaşamayacağına inanan siyasetçi tipidir.Adımını atacağı zaman hangi ayağını önce atacağım diye hemen referansına sormak için telefona sarılır.Akşam saat kaçta eve gideceğinin talimatını bekler,sürekli ispiyon mantığı içerisinde olup sağa sola gülücükler vererek aldığı haber değeri bile olmayan haberi referansına ulaştırmak için hareket eder, bir haber işitti mi o gece dayısına iletmezse sabaha kadar uyumaz. Kafa kol ilişkisi ön planda olan siyasetçi.
6.EL PENÇE DURAN SİYASETÇİ: Bu tip siyasetçinin saygı duyduğu kişileri sıralarsak nasıl bir mantık güttüğü ortaya çıkar.Kurumun başkanına, Sekreterine , Saymanına, Delege ve üyesine, kapıda bekleyen süpürgesine,tavanda ağını ören örümceğine, biraz evel içeride çok değerli zatların yediği karpuz kabuğuna,birisinin kendisine “HOŞT” demesini lütuf gibi algılıyan bir kişiliktir.
7.DON KİŞOT SİYASETÇİ: Sert mizaçlı , saldırmaya hazır bir kişilik. Bağlı olduğu gruba köpeğin çobanına sadık olduğu gibi sadık olurlar.Dışarıdan içeriden , gelen eleştrilere göğüs germek için hamle bekleyen her toplumda grup sözcülüğüne soyunan gerektiğinde kavga edebilen sıkıştığı yerde deliliğe vuran (Ki zaten hiçbir şey bilmediği için ona deliliği yakıştırmışlardır. Aman onun yolundan gitme , aman sakın onunla çatışma delidir vs.) gibi sözlerle sürekli pohpohlanırlar.
8.KURNAZ SİYASETÇİ: Yukarıda kişiliklerinden bahsettiğim bütün siyasetçileri kendi istem talepleri doğrultusunda olması gereken yerde kullanırlar.Pastanın en büyük dilimini yer ne yutkunur ne belli eder. Menfaatine biraz dokunuldumu bütün kişilikleri devreye sokar.Dışarıdan gelen konuklarla sürekli kendisi ilgilenmeye çalışır ancak iç mekanda hiç çalışmazlar. Herkesi kendi etrafında toplamak için talimat verir ama kimseyi herkesin görebileceği alanda kendine yaklaştırmazlar.Sürekli yere bakarlar insanın gözünün içine asla bakmazlar.
Bu kişilikleri alt etmenin tek bir çözüm anahtarı vardır: EĞİTİM...EĞİTİM..EĞİTİM...
VE GERÇEK DEĞERLER:
1.Cezaevinde gençliklerini inandığı dava uğruna feda eden TUTSAKLAR.
2.Bütün Dünya halklarına örnek olan ve hayatlarını bir tetik ile bir parmak teması sonucuna bağlamaktan çekinmeyen GERİLALAR,
3.Şahadet mertebesine ulaşmış,Mezopotamyanın kavimler kapısında nöbet tutarak Kürdistan ve bütün Dünya halkları için mücadele edip toprağı kanları ile sulayan ŞEHİTLER.
.. Saygılarımla.28.05.2015
Eyyüp Güven

TEYRÊ BAZ Û MELEKÊ TAWÛS

Ekleyen: eyyüp Tarih: 16-12-2014, 01:42
   TEYRÊ BAZ Û MELEKÊ TAWÛS
TEYRÊ BAZ Û MELEKÊ TAWÛS
Ez û malbata xwe li herema şengalê li gundê Xiran jiyanaxwe didomînin.
Di warê aborîde debarîya xwe em bi karê pez dikin. Ber wê yekê çend roja carekê hundur gova pez tije zibil dibe. Ez û xweşka xwe yek diheri hundur govê paqij dikin zibil dicivîne ser hev, paşî davîje ser sergoyê hewşê.
Disa ji va rojna rojekbû, vê derbê ez û xweşka xwe Delal em çûbun gova pez, ji bona hevdana zibil. Dema xweşkamin deheri gova pez paqij bike ez zêde nedixebitîm min bi misînekî bi çûk hundur govê avreşand dikir kû ji bo na miskalê zirit ji erdê rane be. Pênc xweşkê min hebû ez birayê penc xweşka bûm.
Em hîn nuh ketîbum hundur govê, di destê minde carûd û misîn hebû. Xweşakmin hundur dimalt, wê gavê dîyamin lez bi lez û bi hêrs ket hundur govê . Wek pelê dara çulo biweşi wenî dicirifî ruyê diyamin reng tê de nemabû ji ricifandina ruyê wê zer û sipî bu, berêxwe bi xweşka min vekir:
---Delal ji govê dernekeve Çi deng bê çi pevçûn çêbivê hûn qet ji hundur govê dernekevi. Di hundur de bimîne û birayêxwe zerdeşt biparêze (Çavexwe li hundur gerand) di nav vî zibilîde ji birayêxwe cîhekî çêkê di bin zibilde veşêre. Va ez derdikevim, derî ji di alîyê paşîyêde bigre û çi buyer qewimî bila dengê te dernekevi.Ezê herim bê bavê te d içi rewşê deye.
Dema dîyamin ev peyva kir û çû xweşkamin ket paş derî derî zikate kir û li hundur vegerîya.Rahişt bêrê û zibil kir du alî heya erd derket, di wî erdî merşek biçûk raxist û bang min kir :
--Wer ez qurban weri birayêmin ,Bavê min.
Min nizanî bû ezê bivêjim çi deng jimin dernediket lê belê lingêmin hêdî hêdî bi du min dihat.Xweşkamin destêxwe avit bin pîyêmin ez li ser merşê razand. Çu çend parçe qarton anî danî ser min, rahişt bêrê û zibil avit ser lingêmin .
---Zerdeşt kekêmin tu qet netirse vay xwişkate li cem teye, bise ezê vî zibilî bavîm ser te.Dema te hulmaxwe nestend jimin re bibêje.
Min fahmnekir çi buyer qewimîye lê belê xwişkamin dema bimin re dipeyivî wek baran bibare hêsir ji çava diweşîya, nedixwest ez ruyê wê bivînim ruyê xwe jimin dizîvirand. Zibil anî heta ser piştamin û jê bêtir karton kir wek malokekê taqek biçûk tê de vekir û ji qolincêmin heya serê min bi qartonê veşart. Misînê biçûk tije av kir danî ber min û sermin bi temamî girt.Min ide tiştek nedidit lê belê di bin qartonê de hulmamin hindik hindik derdiket. Ez di bin vi zibilîde bê deng mam.Bes min faam nedikir çerbûye.Dur bi dûr dengê xweşak min dijhat:
---Zerdeşt, Heya min nehat bang te nekir tu ji bin zibil dernekevi. qet tu ranebi serxwe.
Mejîyê min li hev ket, hin ez wenî difikirîm dengê derîyê govê hat min faamkir xweşka min ji govê derket û hîn nuh dengê girtina deri hat qirînek pir şewat û bilind hat ji xweşkamin bi qîrîne re bu qir qira dengê çekê giran.
Wê gavê min newêrî bû hulmaxwe bikşanda ez bê deng û bê hulm ma.Ev çi deng bû? kî hatiye malame? Kî hatiye gundê me? Ji bona çi ez di bin vî zibilî de hat veşartin. Dîyamin hat ber çavê min bavê min û xweşkê min hat ber çavêmin yek bi yek di bin vî zibilî de di ber çavê min derbas bû nuha kes tuneyi. Di govêde hew ez, misînê avê û zibilê sermin.Buyere berê qewimîye yek bi yek hat biramin.Diyamin û bavêmin dipeyivî her dem din av peyvê wande DAİŞ derbas dibû.Di be kû ev necisna hatibin gundê me.Di bin vî zibilîde hew fikirandin di destêminde maye. Xeyalê min çû dema min xwedê da.
Min xwedê da malbata min ji cejnê bêtir şahiyak çêkir.Gûnd giş bi hatina min pir kêfxweş bu.Bavê min jî yekî tenê bû xweşk û birayê bavê min tunebû, lê belê ê min pênc xweşkê min heye wek pênc şêra ez pir ji wan hezdikim û ew min bi ruhêxwe nade.
Di bin zibil de dem derbas nedi bû. Dem her gi peşde diçû min ji xurandinê , laşê xwe peritand.Wer kû min laşêxwe dixurand min destêxwe davît kêderê xwîn pê diket. Min faam kir ez nikanî bum zêde di bin vî zibilî bimînim. Min destê xwe davît kêderê destêmin tije kêç dibûn nav porê min wek aşê genim hurdike xirxira nenûkêmin li ser laşê min diçû û dihat. Her dem derbas di bû kêç îdi diket ser çavêmin.Çavê min tije kêç bû min nikanî bû çavêxwe vekira.Ji tîbuna qirikamin pev zeliqî bu ez pîr tî bum min rahişt misîn û kir nav her du lêvêxwe û bi serxwede qulupand. Lê belê ji Avê bêtir gemar ket hundur devê min , ev gemara diperpitî wê gavê min faam kir kû hundur misîn tijê keç buye. Ji bîhna zibil û ji xul xula kêça ez ide zêde nikanî bûm di bin vî zibilî de bima. Hêdî hêdî ez rabum ser xwe min xwe dawşand , li hundur govê min li hinek derdora xwe guhdar kir tu deng nedihat .Car carna wek kevira bin guhê hev diket lê belê jê bêtir tu deng nedihat min. Ne dengê dîyamin dihat, ne bavê min, ne xweşkê min. Ez di hundur govêde hineki ser linga bê deng mam.
Min berêxwe bi taqa govê vekir. Dema min di taqêde ji derv nerî ji duxanê tu der xuyanedibû. Mala apêmin Mûsto li hember me bû ji hewşawan dûxan hildikişîya.Xofek pir mezin ket hundurê min ez hinekî şundi hatim çûm paş derî sekinim. Min guhdar kir lê belê tu deng nedihat min.Ez sekinim ez bê biryar bûm. Ez derî vekim an venekim min nizanî bû lê belê pewîste ez derî vekim ,û bê xweşkamin diyamin bavê min çer bû li kuderêye.
Min destêxwe hêdî hêdî bir paş hesinê ziqatê girt û bi berxwe kişand. Ziqate ji cîhê xwe derket, min destê xwe avît deriyê govê û ez derketim ji derv. Hin min nuh li hewşê nerî bi deha wek barana bi şerpîn li ser ruyêmin bibare deng û morikê mirine lez bi lez hat sermi, li ser sîngamin ket. Dema morîka yekemin li ser sîngamin ket wek tu şerîda filmekî bi paşpaşkî berde. Di jiyanamın roja yekemin heya îvro çi buyer qewimîye di ber çavêmin yek bi yek derbas bû. Xwedê dayinamin bigre, roj bi roj, mezinbuna min, peyvê bavêmin dîyamin , erd, ezûman , çîyayê gundê me darê di hewşamede , mîha qer, bizina kol, kerê me ,hewt hewta kûçikême ,nûr nûra pisîkame,berxikê ber mîha kullek, cêwelekê destê sibêh de sewta wan,beyta lalîş , zîyareta Çel Mêra û çi hebûn an tune bû giş di ber çavêmin derbas bû û wek çilak tu pufkê nişkade her der tarî bû.
Ez bawerim demek pir kin derbas bû, çavê min vebû.Tirs û xofa ketibû laşêmin ji mejîyê min û ji dilêmin derket. Min hêdî hêdi çavê xwe vekir dema min serêxwe bilindkir qet êş di laşêmin de tunebû. Ez rabum serxwe ,her ku ez radibûm serxwe wek ez ne di hundur laşêxwe de bim. Ez pir sivik bûm. Wê gavê min li doraxwe nerî, min dît laşêmin li erdê ber derî ye gova pezi. Ez veciniqîm , min faamkir kû ez nedi laşê xwedeme. İdî ez hêdî hêdî hildikşiyam ez ber bi jor difirîyam . Berêmin li hewşê bû ev çi sosrete ez bawerim ez sed sal dinê jîyanaxwe berdewam bikim derbek dinê ez sosretek wenî nabînim. Bavêmin , li ber derîyê hewşê ye. Dîyamin xwe avîtîye ser bavêmin.li ser bavêmin qulupîye. Xweşkamin delal li ber pînika mirîşa ketiye giş di nav golek xwînê vedigevize lê belê xweşkê min xecê, Sosin , Zeytûnê û felekê li ber kuçik pev hatiye girêdan û di xwelîgezkê de serê xwe bera ber xwe daye ji xlaf xuşkamin zeytûne deng ji tu kesekî nedihat dema min baş li xweşkaxwe nerî serê wê giş di nav xwînê de bû , çi lêxistibû ez nizanim lê belê xwîna sor rengê xelîyê guherandi bû. Deng ji wan dernediket. Min yek bi yek dîsa li gişa neri bavêmin di çi ecêbê de bû piştî ez hin bilind hilkişîyam şûnde min faamkir serîyê bavê min li ber her çar xweşkê min hatibû jêkirin .Bi vî rengî min xwe jibîrakir min digot qey ez di nav agirê volqanekê dişewitim. Min şevt hîs nedikir, lê belê êşek kû gi ez nikanim bînim ziman limin gerîya bu.
Min li derdoraxwe nerî li ber hewşê nêzî deh kesa sekînîye giş wek necisê ser sergoya bun. Rihawan , porêwan cilê wan gij gijî buye. Giş wek teyrê berate bûn. Ez bawerdikim di rûyê dinyêde tu teyr, teba, nebat, û şênayî di vî rengîde gemarî û qirêj tuneye. Ruyê gişa wek curdonê nav sereba ye. Qaj, qaja cewrika dihat li ber awaza necisê bê însaf. Nur nura zaroka dihat li ber zur zura şeddade bû tolaz. Min li derdoraxwe nerî li navbera temama gund duxana agir bi ezûmana diket. Her duxanek hildikişîya bi vê duxanêre zarokê biçûk hestîyêwan diperpitî û hildikişîya bi asumana diket. Min tiştekî dinê faam nedikir.
Berê em bi malbatî diçûn cem şêxê xwe ji mere digot: Mirov dimre ger bê guneh be yezdanê dilovan xelatekê dide wan.Ew mirîya disa wek candara her tiştî dibîne. Di be ku ez ji bona vê sosrete bivînim yezdanê dilovan limin neqişand jiyana duyemin.
Ez jixwe pir acizim,bila sûçdarê dinyê giş ez buma û min ev sosreta nedita.Bila ez belengaz û bê dil bûma, û ez nebûma şehadê vê sosretê. Min li hewşê dinerî min li diyaxwe bavêxwe dinerî , min hêsirtîya xweşkê xwe dinerî min li laşêxwe dineri laşêmin buye serad ji şûna morîkê mirinê.Serê min bi jor hat qulupandin, bê daxwazamin peyv yek bi yek ji nav lêvê min hilkişîya asûmana:
---Hewar yezdanê dilovan sed car hewar. Ev çi sosrete? Ev çi ecêbe tu rêmin dide? De weri di gazîyamede ,ez bi hêrsa dilêxwe û bi hêsirtîya gelêxwe bang ve dikim.
Şêx şemseddin,Şêx Fexreddîn,Şêx Seccadîn,Şêx Nasir,Şêx Hesen,Şêx Adî, Melekê Tavûs were di gazîya mede were me biparêze xelaske ji destê ev necisê bê dîn û bê îman. Ma ka kê kulmek ax ji zîyareta “ÇEL MÊRA “ rahiştina dihat parastin. Vay ew necisna xeradike vê xewlaxanê . yezdanê dilovan tu li kuderêye?
Min serêxwe bera berxweda û hêsirê xwînê ji lenerîna min diweşîya.
Wê gavê bu kij kija azûmana, bu şerq şerqa birûska ,bu şîrqînya tirojê tava û ref bi ref reşayak xwe li ser gundê me girt. Ew ewrê reş nêzî min bu min faamkir yezdanê dilovan dengê min çûyê. Komek “TEYRÊ BAZ”Wek biruskê xwe bera jêr dida bi taybet ser gundême lê bi tevayî ser herema “ŞENGAL”ê belav bûn. li jêr, di reşayêde buye girm girma lingê Şêrê berîya mezra botan. Tu bi çi navî banke lı bejnâ wan tê.Giş agirê potê serhıldaneye.Li şengalê li Koban’ê gav bi gav li Kurdîstanê. Dîrok di navbera mezrabotan de derket û nuh de tê nivîsandin.Ne dirokek tirsonek û belengaz. Diroka pênusawê bi hestîyê zaroka,hubra wê bi xwîna ciwana,kağiza wê bi çermê mirova hatiye weşandin .
Teyrê baz, dema radihişt necisê bê însaf di cî de ji tirsa ruhê wan dikişîya. Şêrê mezra botan lepêxwe li serê wan dixist mejîyê wan dipeçiqand di nav lepê xwe de. Xwin, wek kaniyê serê zinara Bi hurm, hurm dihat ji zagrosê .Di hat xwar bi kêla sedsala Şeddadê bê însaf an hevalbendê wî dehak dipeçiqî û direvîya ji Waşokan.
Sivik buna ser min her kû çû zêde bû.Min faamkir yezdanê dilovan ewê min bi tevayî bikşîne buhuşta xwe.
Berêmin bi jêr ket Teyrê baz Hêzên Parastina Gel, Şêrê deşta Rojava, Yekitîya Parastina Gel. Necisê di navbera gundê mede qewiran ev şandin cem zebenîyê docehê û Gundê me rizgar kir û berêxwe bi KOBANÊ vekirin . lez bi lez…
14.12.2014 Eyyup Güven
Lêkolîner-Nivîskar

DTK HALKLAR VE İNAÇLAR

Ekleyen: eyyüp Tarih: 17-06-2014, 23:46
DTK HALKLAR VE İNAÇLAR
DİYARBAKIR (DİHA) - DTK Halklar ve İnançlar Komisyonu öncülüğünde bir araya gelen inanç grupları, Lice'de yaşanan katliamı kınamak ve direnişe destek vermek amacıyla Lice'nin Cellik bölgesinde kurulan çadırı ziyaret etti.

Demokratik Toplum Kongresi (DTK) Halklar ve İnançlar Komisyonu öncülüğünde Süryani, Arap, Êzidi, Ermeni, Din Alimleri Derneği, Pir Sultan Abdal Derneği, Diyarbakır Şubesi yöneticileri, Lice'deki katliamı kınamak amacıyla Cellik bölgesinde bulunan direniş çadırını ziyaret etti. Burada kısa bir açıklama yapan DTK Halklar ve İnançlar Komisyonu Sözcüsü Fevzi Köz, Lice direnişinin devam ettiğini ifade ederek, Kürdistan'daki tüm renkler ve inançlar ile burada olduklarını belirtti. Çözüm için Lice bölgesine geldiklerini belirten Köz, "Barışa hizmet etmek için buradayız. Bir buçuk yıldan bu yana Sayın Abdullah Öcalan'ın desteği ile süreç yürüyor. Ama buna rağmen çatışmalar ve ölümler var. Biz bu çatışmaların olmasını istemiyoruz" şeklinde konuştu.

'İslam dini barış dinidir'

Dua okuyarak konuşmasına başlayan DİAY-DER sözcüsü Süleymanê Tori, İslam dininin barış dini olduğunu Kürt, Türk, Arap ve diğer unsurlardan herkesin burada olduğunu ifade etti. Kuran-ı Kerim'de de açıkça savaş, katliam ve öldürmenin haram olduğunu belirtildiğini dile getiren Tori, Lice'de askerler tarafından iki yurttaşın katledilmesini de kınadı. Tori, kadınları ve çocukları öldürmenin tüm savaşlarda en çirkin olan şey olduğunu belirterek, Kuran'da bunun yasaklanmış olduğunu ifade etti. İslam dinin barış dini olduğunu belirten Tori, kendilerinin de barış istediğini söyledi.

'Kürtler sadece barış istemektedir'

Daha sonra konuşan Mardin Halklar ve İnançlar Komisyonu Sözcüsü Eyüp Güven, cennet bahçesinde tüm inançların bir arada yaşadığını belirterek, Mezopotamya'nın tüm dinlerin bir arada yaşadığı topraklar olduğunu belirtti. PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın bir süreci başlattığını belirten Güven, sürecin devam etmesi gerektiğini belirtti. Burada yaşanan katliamların Kürt halkına yönelik olduğunu dile getiren Güven, "Kürtler sadece barış istemektedir. Biz hiçbir annenin ağlamasını istemiyoruz" dedi.

'Biz halkımız için barış, özgürlük ve huzur istiyoruz'

DİAY-DER Başkanı Hadi Koç ise, kanın dökülmesinin en zor şey olduğunu belirterek, tüm inançlara saygılarının olduğunu, ancak yapılan zulme karşı herkesin karşı çıkması gerektiğini ifade etti. Herkesin birlik olması gerektiğini kaydeden Koç, "Cumhuriyetten bu yana defalarca isyanlar ve başkaldırılar oldu. Bu halk defalarca katledildi. İnanan insanlar bilir ki zulüm edenin sonu cehennemdir. Biz halkımız içi barış özgürlük ve huzur istiyoruz" dedi.

AMED TEMATİK FORUM KONUŞMASI

Ekleyen: eyyüp Tarih: 4-06-2014, 13:35
AMED TEMATİK FORUM KONUŞMASI
AMED TEMATİK FORUM KONUŞMASI

2015-2019 STRATEJİK PLANLAMA SÜRECİ TEMATİK FORUM KONUŞMASI
Büyük usta Yaşar Kemal bir konuşmasında, "Dünyanın şimdi başı belada. Dünyamız şimdi tek kültürlü bir dünyaya doğru başını almış gidiyor. Bu, insanlığı insanlıktan çıkaran bir durumdur. Tek kültürlü bir dünyada insanlığın halini göz önüne getirelim: Tek çiçeğe kalmış, tek renge, tek kokuya kalmış bir insanlık ve tek dile kalmış bir dünya" demişti, hepimizin endişelerini paylaşarak. Çok renkli, çok sesli, çok şekilli, çok boyutlu, ince-uzun, ağır-hafif, hareketli-hareketsiz, büyük-küçük, sert-yumuşak… Sayısız varlığı barındıran bir dünyada yaşıyoruz. Renkleri, dilleri, kültürleri, kimlikleri, inançları ve yaşam tarzları farklı olan, yüzlerce halktan oluşan bir türün üyesiz. Birbirinden farklı onlarca etnik ve inanç topluluklarının yaşadığı bir dünyada bin bir çiçekli bir bahçe gibiyiz. Bu, bir yük veya fazlalık değildir. Aksine zenginliktir. Canlılıktır. Yaşama sevincinin kaynağıdır.
Renkleri, dilleri, kültürleri, kimlikleri, inançları ve yaşam tarzları farklı olan onlarca halkın yaşadığı bir coğrafyada yaşıyoruz. Medeniyete beşiklik etmiş, tarihin akışını değiştirmiş, coğrafyası ve iklimiyle hayatın en zengin, güzel ve tutkulu yaşandığı bir yer olan Ortadoğu, maalesef aynı zamanda en kanlı ve acımasız savaşların, soykırımların da yaşandığı bir coğrafya. Onlarca farklı etnik ve inanç topluluklarının bir arada, barışçıl şekilde yaşadığı bir yer olan Ortadoğu bu yönüyle de bir halklar mezarlığı. Bugün Irak’ta, İran’da, Suriye’de, Lübnan’da, Filistin’de, Libya’da ve daha birçok yerde yaşanan katliamlar bunun somut göstergesi. Çok uzağa gitmeye gerek yok, üzerinde yaşadığımız Kürdistan coğrafyasında yıllardır yaşanan dramlar bu acı gerçeğin en büyük tanığı. Aslında yaşanan halklar arası bir savaş değildir, kirli çıkarlar peşinde koşan iktidarların senaryosunu yazdığı ve yönettiği, bazı kesimlerin ise bir figüran olarak yer aldığı bir oyun bu. Acımasız ve kanlı bir oyun. Bugün Rojava’da olanlar bunun açık bir kanıtı. Çeşitli istihbarat teşkilatlarının taşeronu olan, her biri dünyanın başka yerlerinden kiralanmış, kana susamış çetelerin Rojava’da yaşayan çeşitli halklara amansızca saldırması, katliamlar gerçekleştirmesi, kesinlikle halklar-arası bir savaş olarak görülemez. Zira Kürdüyle, Arabıyla, Ermenisiyle, Süryanisiyle, Türkmeniyle, Çeçeniyle, Ezidisiyle, Alevisiyle, Hıristiyanıyla ve daha birçok etnik ve inanç topluluğuyla bir halklar mozaiği olan Rojava’daki birlik ve beraberlik bunun böyle görülemeyeceğini tartışmaya mahal veremeyecek şekilde ortaya koymaktadır.
Kuzey Kürdistan’da onlarca yıldır yaşanan savaşlar da yine halklar-arası savaş olarak görülemez. Öyle olsaydı Kürdistan cansız bedenlerden geçilmezdi, Dicle ve Fırat kandan kıpkırmızı kesilirdi. Evet, geçmişte bu coğrafyalarda çok acı olaylar yaşandı, soykırımlar oldu. Ama unutulmamalıdır ki yüzyıllar boyunca halklar barışçıl şekilde, birlikte, iç içe de yaşadılar. Bugün Mardin’de Kürtlerin, Süryanilerin, Arapların, Ermenilerin ve Çeçenlerin barış içinde bir arada yaşaması başka neyle açıklanabilir? Keza Kürdistan’ın başkenti Amed’de de Mardin’de olduğu gibi birçok etnik ve inanç topluluğunun bir arada yaşaması, yapılan katliamların halklar-arası bir savaşın sonucu olmadığını gösteriyor. Bizce Amed sadece Kürdistan’ın başkenti değildir; Amed aynı zamanda halkların barışçıl ve demokratik bir şekilde bir arada yaşamasının teyit ve teşvik edildiği coğrafyanın da başkentidir. Amed çokluğun ve farklılığın en güzel biçimde yaşandığı, herkesin özgünlüklerini koruyarak eşitçe ve özgürce yaşama dâhil olduğu kenttir.
Amed Büyükşehir Belediyesi’nin “İnançlar ve Azınlıklar” başlığı adı altında böyle bir forum düzenlemesi Kürdistan Özgürlük Hareketinin eşitlikçi, özgürlükçü ve demokratik yapısını ortaya koyduğu gibi, Amed’de yaşayan tüm etnik ve inanç topluluklarının kendi kendilerini yönetme ve kentlerinin geleceğini belirleme noktasında etkin birer aktör olduğunu ve bunun böyle görülmesi gerektiğini de göstermektedir. Amed halkı olarak kendi kendisini yönetme de ve geleceğini belirleme de herkes eşit hakka sahiptir ve herkes aynı düzeyde bununla yükümlüdür. DTK Halklar ve İnançlar Komisyonundan da aynı bilinçle ve duyarlılıkla hareket etmelerini bekliyoruz. Hangi etnik veya inanç topluluğundan olursa olsun, hiç kimse kendisini bir misafir, bir yabancı ya da gözlemci olarak görmemelidir. Amed herkesin evidir ve bu evde herkes eşit haklara sahiptir. Evle ve evin içiyle ilgili herkes eşit derecede sorumludur. Amed halkların bir arada, barış içerisinde yaşamasının teminatıdır. Eşitliğin, özgürlüğün ve demokrasinin başkentidir.
Bu yüzden biz Mezopotamya’da yaşayan halklar olarak, İnsanın insan olma gereklerini yerine getirmek isteyen her kesimin aşağıda belirtilen istem ve taleplerimizi göz önünde bulundurarak en samimi ifadelerle yerine getirmesini isteriz.
01- çok dilli belediyeciliği, bütün Mezopotamya coğrafyasında hayata geçirilmesi.
02-coğrafyamızda bulunan bütün yerel dillerin pratikte kullanılması
03-Çok dilliliği hayata geçirebilmek için belediyelerimizde akademik düzeyde gençlerimizi istidam ettirilmesi.
04-Kaybolmaya yüz tutmuş halkların, kültürü ile ilgili geniş kapsamlı uluslar arası bir sempozyumun yapılması
05- Son 30 yıldır devam eden çatışma süresince yakılan, yıkılan ve boşaltılan köyler, kilise ve manastırların onarılması, turizme kazandırılması
06- Mezopotamya halklarının köylerine geri dönüşü için sosyal ve ekonomik projelerin gerçekleştirilmesi göçe zorlanan ailelerin köylerine geri dönmeleri için gerekli imkânların sağlanması.
07-Türkçeye çevrilmiş, bölgedeki Ermeni, Süryani, Ezidi, Arap,Mihellemi ve Kürt köyleri ile yerleşim alanların eski isimlerinin iade edilmesi.
08- Halklara ait taşınmazların büyük bir kısmı, köy boşaltmalarından sonra, çoğu kadastro çalışmaları ile devlet tarafından devlete yakın Kürt komşularımızın adına kaydedilen bu taşınmazlar iade edilmesi.
09- Mezopotamya’da yerleşik olarak yaşayan halkların tarihi ve kültürü hakkında objektif bir şekilde tanıtıcı materyallerin farklı dillerle yayınlanması ve seminerlerin verilmesi.
10- Devletin okullarında on yıllardır halkları ötekileştirmek amacıyla din kültürü ve ahlak bilgisi adı altında öğrencilere okutulan Hıristiyanlıkla ilgili oluşturulan yanlış algıyı ortadan kaldırmak adına Hıristiyanlık inanışı ile ilgili Hıristiyan din adamlarıyla bir araya gelerek seminerlerin yapılması.
DTK
HALKLAR VE İNANÇLAR KOMİSYONU





5. TÜYAP KİTAP FUARI

Ekleyen: eyyüp Tarih: 23-05-2014, 00:07
5. TÜYAP KİTAP FUARI
AMED (DÎHA) - 5'emîn Fûara Pirtûkan a Amedê di roja sêyemîn de jî rastî eleqeyek mezin hat û gelek nivîskar ji bo ku pirtûkên xwe îmze bikin û beşdarî panelan bibin hatin fûarê. Pirtûkên Endamê Konseya Rêveber a KCK'ê Rustem Cûdî jî li fûarê hatin pêşkêşkirin.

5'emîn Fûara Pirtûkan a Amedê bi eleqeya hezaran xwendevanan û bi panelek ku nameyên nivîskarên girtî hatin xwendin berdewam kir. Pirtûkên Endamê Konseya Rêveber a KCK'ê Rustem Cûdî yên bi navê 'Îdeolojî' û 'Rojhilata Navîn' jî li fûarê rastî eleqeyek mezin hat. Di roja sêyemîn de gelek nivîskar jî li fûarê amade bûn. Nivîskarê romana bi navê "Penaberên Jiyaneke Têkoşer" ku ji weşanên Arê derket, Eyup Guven jî beşdarî fûarê bû û pirtûka xwe ji bo xwendevanan îmze kir. Pirtûka Guven, li ser çar birayên hev ên endamên PKK'ê ku jiyana xwe ji dest dane ye û malbata Tekdemîr'an vedibêje. Ligel Guven, Hozan Canê ku li ser malbata Tekdemîr stranek çêkiriye û malbata Tekdemîr jî beşdarî roja îmzeyan bû. Dayik Servet Tekdemîr jî pirtûka ku li ser kurên wê hatine nivîsandin da îmzekirin û girt.

Nivîskarên kurd ên li girtîgehê jî bi berhemên xwe li fûarê bûn!

Önceki Sonraki
Yukarı
 


DataLife Engine